Seçimin Ardından:
- HDP, 2014 yerel seçimlerinde aldığı oyu 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 1,5 kat artırmıştır. Aynı şekilde 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı oyu 2015 genel seçimlerinde 1,5 kat artırmıştır.
- Oy artışları aynı oranda gerçekleşmiş ancak oy artışlarının yaşandığı bölgeler farklı olmuştur.
Batı Metropolleri
- Sanayi ve ticaret merkezi olan beş büyük kentte her iki seçimde de artışın 1,4-1,6 kat seviyesinde olduğunu görüyoruz.
- Kürt emekçi ve yoksullarının bulunduğu ilçelerde oy artışının genel artışla aynı şekilde 1,4-1,6 kat seviyesinde gerçekleştiği gözlenmektedir.
- Kentli orta-üst sınıfın, okumuş-aydın kesimin yaşadığı ilçelerde ise oy artışı 2-2,4 kat seviyesinde gerçekleşmiştir. Artış oranları arasındaki fark, seçmen çevresinin büyüklüğünün etkisi ile açıklanabilmektedir. Daha önce çok az sayıda oy alınan ilçelerden alınan yeni oylar oransal olarak daha büyük bir etkide bulunmaktadır. Örneğin, kentli orta üst sınıfın yaşadığı ilçelerde HDP oyu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %6 iken genel seçimlerde %10’a çıkmış, kürt emekçi ve yoksullarının yaşadığı ilçelerde ise %16,5 tan %21,5 a çıkmıştır (seçime katılım oranı etkiliyor).
- Benzer sosyo-ekonomik özelliklere sahip ilçelerde benzer sonuçların çıkması iki farklı sonuca işaret etmektedir.
- Metropollerde yaşayan kürtlerin HDP oyları kürt illerindeki seçmelerden farklı olarak her iki seçimde de artış göstermiştir. HDP projesi batı metropollerinde yaşayan kürtler açısından başarılı bulunmaktadır.
- Kentli seküler / orta üst sınıf açısından HDP bir umudu ifade etmektedir ve bu seçmen çevresinin yaşadığı bölgelerde CHP ve diğer sosyal demokrat kurumların oyları HDP’ye akmaktadır. HDP’nin bu seçmen kesimi açısından bir boşluğu doldurduğu düşünülebilir.
Kozmopolit Metropoller
- Mersin, Adana ve Antep HDP’nin %15-20 arası oy aldığı büyük kozmopolit merkezlerdir.
- HDP oyları cumhurbaşkanlığı seçimlerinde düşük oranda bir artış göstermiş ancak 2015 genel seçimlerinde oylar, batı metropolleri ile aynı oranda yaklaşık 1,5 kat artmıştır. Bu artışın esas sebepleri; HDP’nin seçim stratejisinde önemli bir rol oynayan ve ilgili seçim çevresinde adaylıklarla kendini gösteren ittifaklar ve dindar kürt seçmene HDP’yi adres gösteren seçim kampanyası olarak sıralanabilir. Diğer taraftan, kentli seküler orta üst sınıfın yaşadığı Mezitli, Çukurova ve Şahinbey gibi ilçelerdeki oy artışının Batı Metropollerindeki benzer seçim çevrelerindeki artışa yakın olduğundan yola çıkarak partinin umut ve çekim merkezi olduğu tespiti bu bölge için de tekrarlanabilir.
Karadeniz, Trakya ve Orta Anadolu
- Toplam geçerli oyların %17,8’ine karşılık gelen otuzu aşkın irili ufaklı ilde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demirtaş’ın oyları inanılmaz sayılarda çıkmıştı. Daha doğrusu, önceki seçimlerde HDP ve benzeri seçim ittifaklarının aldığı oylar onlara, yüzlere, binlere katlanmıştı. HDP’nin parti olarak girdiği ve %13 oy alarak barajı aştığı 2015 genel seçimlerinde ise bu, belirgin tek bir ortak özelliğe sahip otuz ilde oy artışı hiç sağlanamadı. Ne seküler Trakya’da, ne milliyetçi Rize’de, ne de gerici Yozgat’da HDP Demirtaş’ın oyunun üzerine bir oy koyamamıştır. Hatta bazı illerde daha düşük oy almıştır HDP. Şu sonucu çıkarabiliriz; bu illerde, öncesinde başka siyasi partilere oy veren, hala onları destekleyen ya da bir etkisi olmayacağı için CHP’ye oy vermek zorunda kalan devrimci-demokrat seçmen cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi özgür iradesi ile davranarak Demirtaş’a oy vermiş, genel seçimlerde ise kendisini HDP’de ifade etmiştir. Öte yandan, ister HDP’yi bir umut olarak görsün, isterse de emanet oy vermiş olsun, sonuçta yanına bir kişi bile katamamıştır. Bunun iki sebebi olabilir. Biri bu kentlerde HDP propogandası yapmak çok tehlikeli olabilir, sonuçta insanların sokağa çıkamadığı bir seçim sürecinden bahsediyoruz. İkincisi ise, kentlerde ne kadar solcu varsa HDP’ye oy vermiş ancak hiçbir çalışma yapmamıştır.
- Bu otuzu aşkın ilin belirgin tek ortak özelliği, kürt nüfusa sahip olmamalarıdır. Bu kentlerdeki halk kürtlerle iyi ya da kötü bir yaşam tecrübesine, en azından kendi mahallesinde denk gelmemiştir.
Orta Anadolu Metropolleri, Sanayi Kentleri
- Batı’da Eskişehir ve Denizli, Ortada Konya, Doğu’da Kayseri, bu dört kentin ortak özelliği her iki seçimde de HDP oylarının artmasıdır. Yerel seçimlerde çok az olan oy sayısı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 2-3-10 kat artmış, genel seçimlerde ise sanayileşmiş diğer kentlere benzer oranda 1,4-1,6 kat seviyesinde artmıştır. Batı metropolleri ve kozmopolit güney şehirleri için çıkarılan sonuçlarla benzer şekilde düşünebiliriz. Tek farkla ki, bu dört ilde cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar HDP’nin esamesi okunmuyordu. Demek ki ilk başta kentin solcuları bir araya gelmişler.
- Genel seçimlerde HDP alabileceği azami oyu aldı diyebiliriz. Birkaç çok baskın il dışında, HDP oyları her iki seçimde de artmıştır ancak esas belirgin artış genel seçimlerde yaşanmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Tayyip Erdoğan’a oy veren önemli bir kesim genel seçimlerde HDP’ye oy vermiş ve Bakur’da HDP oylarını yaklaşık 1,5 kat artırmıştır. Yeni bir seçimde ülkenin diğer seçim bölgelerinde oy artışı yaşanabilir ancak Bakur’da Urfa, Adıyaman ve Bingöl haricinde oy artışının yaşanma ihtimali çok azdır. Dahası oyların düşme ya da daha az sayıda milletvekili çıkarma ihtimali yüksektir.
IPSOS’un analizinden çıkanlar:
- HDP’nin son iki ay hiç oy kaybetmediğini kabul edersek, 2 ay önce HDP’nin oyu %8,65’ken Mayıs sonunda oyu %9,96 ya çıkıyor. Son hafta yaşanan gelişmeler sonucunda ise oyu %13,1’e çıkıyor. Son hafta HDP’nin oylarını %22 artırdığını görüyoruz. Bu, HDP’nin oldukça kaygan, blok bir oya sahip olduğu (ister dindar kürt, ister seküler türk, isterse de alevi olsun) anlamına gelmektedir ki, bu, oyları olası bir erken seçime kadar taşıma anlamında çok büyük risk oluşturmaktadır. Yine aynı sonuçtan dolayı, HDP seçmeninin önceki sol kitle partilerinden farklı olarak örgütlü, partili kimliğe tam anlamıyla bağlı olmadığı, en azından 25 puanlık kesimin partiyle organik ilişkiye sahip olmadığını çıkartabiliriz.
- HDP seçmeninin %25’i 18-24 yaş, %50’si 24-44 yaş aralığında, yani partiye oy verenlerin %75’i 45 yaşın altında. HDP, ülkenin en genç partisi. Ülkede muazzam bir genç işsizler ordusu olduğunu ve güvencesiz çalışmanın en çok 18-44 yaş arası seçmen kesimini etkilediğini düşünürsek, parti seçmen profiline uygun olarak ekonomik temelli, öncelikli ekonomik talepleri içeren bir perspektif önemli gibi görünüyor. Aynı şekilde kent mücadelesi de belirleyici olacaktır.
- 2011 genel seçimlerinden bu yana HDP hiç oy kaybetmemiş. 2011’de HDP’ye oy verip 2015’ye başka bir partiye oy veren sayısı ihmal edilebilir seviyede. 2015’de HDP’ye oy verenlerin %50’si 2011’de HDP’li iken, %22’si AKP, %7’si CHP’li imiş. Öte yandan 2015’de MHP’ye oy verenlerin %28’i 2011’de AKP’li. Yani, MHP, HDP’ye nazaran AKP ile daha yakın bir “ilişkiye” sahip.
- Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Demirtaş’a oy veren ancak bu seçimde CHP’ye oy verenler CHP’nin %2’sini oluşturuyor, yaklaşık 230 bin kişi. İlk maddeyle mukayese edildiğinde, Demirtaş’a gelen oyların önce eski adrese, CHP yoğunluklu olarak döndüğünü, ancak seçime yaklaşan dönemde tekrar HDP’ye aktığını tespit ediyoruz. Burada yine Demirtaş, etkileyici söylemiyle ön plana çıkmış oluyor.
- 2015’de HDP’ye oy verenlerin %72’si Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Demirtaş’a, %18’si Erdoğan’a, %3’ü ise Ekmeleddin’e vermiş. Aslında bu tablodan HDP’nin AKP’den ne kadar oy aldığını tespit edebiliriz. %18 Erdoğan oyu, HDP’nin aldığı %13,1’in 2,4 puanına karşılık geliyor. Katılımın düşük olduğunu hesaba katarsak, HDP’ye Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinden bugüne akan yaklaşık 6,5 puanlık oyun 3 puanı AKP’den, 1 puanı ise CHP’den gelmiş. Diğer partilere oy verenleri ve oy kullanmayanları kattığımızda ve dağıttığımızda, seküler Türk oyların HDP içinde toplam 2 puana sahip olduğunu, AKP ve dindar Kürt kesimden ise 4,5 puan oy kazanıldığını görüyoruz. Ayrıca, daha önce sandığa gitmemiş ya da ilk seçimine katılacak olan seçmenler arasında da HDP’nin önemli oranda tercih edildiğini görüyoruz. (Kürt özgürlük hareketinin konjonktürden bağımsız kemik oyu %6,5 kabul edilmiştir).
- Demirtaş, seçmenin oy vermeye teşvik edilmesinde en büyük etkiye sahip lider konumunda.
- Sosyal medya çalışmaları en yüksek etkiye sahip parti açık ara HDP. Sosyal medya, oy verme konusunda Demirtaş’ın propogandası ve Erdoğan’ın tepkiye yol açan konuşmalarının ardından 3. Sırada, hatta Erdoğan ile başa baş.
- HDP oyunun %29’u, yani 3,7 puan oy Diyarbakır olaylarından etkilenmiş. İlk madde ile uyumlu çıkmış sonuç.
- HDP seçmeni %80 oranında Demirtaş’ı en başarılı lider olarak görüyor. İlginç bir şekilde, CHP seçmeni de %43 oranında Demirtaş’ı en başarılı lider olarak görüyor. Bu oran MHP’de bile %21.
- Hemen yarın bir erken seçim olması durumunda HDP oylarının %89’unu muhafaza edecek, oyların %4’ü AKP’ye, %4 CHP’ye gidecek. Öte yandan, CHP’nin oylarının %1’i HDP’ye gelecek. Bu durumda HDP’nin oyları %11,91’e düşüyor. AKP’nin oyları ise CHP, HDP, MHP ve diğer partilerden gelecek oylarla, burası ilginç ki MHP’den %22’lik bir oy akışı oluyor AKP’ye (ülke geçerli oylarının %3,6 sı) %45’e çıkıyor. Dahası, CHP’den AKP’ye, HDP’den AKP’ye kayacak oydan fazlası kayıyor, bu da dikkat edilmesi gereken bir husus.
- Seçmenin %51’i erken seçim istiyor, %41’i istemiyor. AKP ve MHP erken seçim istiyor.
- Seçmen ağırlıklı olarak AKP-MHP koalisyonu istiyor. İkinci sırada ise CHP-MHP-HDP ittifakı var.
Yukarıdaki verilerden çıkarılacak ve 10danSonra içinde yer alan gönüllülerin değerlendirmesi gereken sonuçlara gelirsek;
Kampanya başarılı olmuştur ancak başarının bir ölçütü yoktur.
Hangi sandığı açarsak açalım, afiş, sticker yapıştırdığımız; kart, bildiri dağıttığımız; forum düzenleyip, ev ziyaretleri gerçekleştirdiğimiz mahallelerde de, hiç bulaşmadığımız, benzer sosyo-ekonomik özelliklere sahip başka mahallelerde de HDP oylarının aynı oranda arttığını göreceğiz. Yani, kampanyamızın seçime dolaysız etkisini tespit etmemizi sağlayacak bir şey elde edemeyeceğiz. Tek tek ikna ettiğimiz insanlardan dönüşleri sayarsak belki bir sonuç çıkar ancak o da çok zahmetli olacaktır.
Kampanyamız, imkanları dahilinde çok büyük bir etki yaratmış, çok başarılı olmuştur ancak yukarıda da değinildiği üzere dolaysız bir etkisi olmuş mudur, bunu değerlendirmemiz çok zor. Örneğin, 10danSonra hiç olmasaydı, HDP acaba %13 alacak mıydı, bunu bilemiyoruz.
Demirtaş’ın kullandığı dil, toplumda yarattığı etki, kabul görmesi çok etkili olmuştur. Bunu IPSOS’un seçim sonrası yapmış olduğu analizden görebilmekteyiz. Ayrıca, HDP’nin seçimde üstlendiği kilit rol ve çekim merkezi haline gelmesi de oylarının yaklaşık %25’ini son iki ayda toplamasını sağlamıştır.
Peki 10danSonra’nın esas başarısı nedir? Bahsettiğimiz o büyük etkinin sınırları nedir, etki alanı kimleri kapsamaktadır. Farklı tarzda bir kampanya ile bu etki alanı değişir miydi? Ya da başarı, alanın büyüklüğü ile mi ölçülmeli?
10danSonra’nın başarısındaki kilit rol sanırım türünün ilk örneği olmasında. Evet, ülkede daha önce, örneğin 2007’de Baskın Oran ve Ufuk Uras’ın, 2011’de Sırrı Süreyya’nın milletvekillikleri için benzer kampanyalar yapıldı ancak bu kampanyalar ister istemez sınırlı bir alanda yapılmak zorundaydı. Ufuk Uras için boğazın karşı yakasında bir çalışma yapılması bir sonuç doğurmayacaktı.
Öte yandan, 10danSonra, ülke sınırları içerisindeki her hangi bir sandıktan çıkacak ilave bir HDP oyu kazanmak amacıyla yola çıkmıştır ve bu çıkışı ülkenin yaşadığı en kritik seçimin öncesi yapmıştır. Kampanyadan murat edilen şeyler bambaşka olabilir ancak bağlayıcılığı, eşsiz oluşu bu yüzdendir. Dahası, kampanya, HDP dışından, bağımsız ve bağlantısız eller vasıtasıyla yapılmıştır. Bu yönüyle, herhangi bir tabiiyet ilişkisi gelişmemiş, HDP ile ancak koordineli ilerleyecek bir ilişki kurulmuştur. Zaman zaman parti tarafından eleştirilmiştir de.
10danSonra’nın hizmet ettiği ve çok önemsediğim başka bir özelliği daha var. Kürt özgürlük hareketi örgütlü toplumsal muhalefetin kucağına koca bir temsiliyet kütlesini bırakmıştır. Kürtlerin desteği olmadan, herhangi bir sosyalist, devrimci-demokrat adayın (kürt özgürlük hareketi dışında kalanlar) seçimlerden başarılı çıkma ve meclise girme olasılığı çok zorken, bu adaylar, seçime parti olarak girilip, onlarca farklı seçim bölgesinden gayet “adaletsiz” bir şekilde aday gösterilince, en az %10’luk bir ülke temsiliyetinden sorumlu olma şansı yakalamıştır.
Bu kampanyayı Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşılıksız bir destek olarak da değerlendirmek gerekir. Sonrasında ne olursa olsun, bu vefa borcunu ödemek adına, açıktan ya da kapalı muazzam bir desteğin kampanyamıza aktığını düşünüyorum.
Kampanya başka türlü ilerlese daha başarılı olur muydu, daha geniş bir çevreye ulaşma imkanı bulur muydu, bu konu kesin hükümler verilebilecek bir konu değildir, zira HDP %13 oy almış, girdiğimiz girmediğimiz her sandıktan oylarını katlayarak çıkmıştır.
10danSonra, ismiyle birlikte ya bir müzeye kaldırılmalı ya da ikinci bir imkan ortaya çıkıncaya kadar gönderde asılı kalmalıdır.
Gelelim ilk tartışma konusuna. Sonrasında, belki de YaSonra ismiyle, 10danSonra gönüllülerini gayrisiz toplayacak bir formül bulunabilir. Bulunmalıdır da, bunu tartışacağız. Ancak, biliyoruz ki, uğultulardan dolayı sesleri çok duyulmuyor, tek tek pek çok gönüllü seçimlerle birlikte bu inisiyatifin misyonunu tamamladığını düşünüyor. 10danSonra’nın hemen her çalışmasında yer alan bu arkadaşlarımızın görüşlerini dikkate almamız gerekiyor. Üstelik isim, olmazsa olmaz bir noktada durmuyor.
Şu da var ki, 10danSonra’yı hep güzel hatırlayalım. Çıkışı, yükselişi ve hedeflediği sonuca ulaşması bakımından 10danSonra eşsiz bir deneyim oldu. Ne var ki, aynı zamanda, kısa vadeli, birkaç konu dışında bağlayıcı bir uzlaşıya ihtiyaç duymayan, bir kısmı birbirini iki ay önce tanımaya başlamış insanları da içeren bir deneyimdi. Bu deneyimin, iki ya da üç ay değil, dört yıl boyunca, maksadını aşan bir çevreye nüfus etmeye başlaması benzerlerini tecrübe ettiğimiz acı sonuçlar doğurabilir. İsmi ulaşabileceğimiz bir yere kaldırıp, beraber yol yürüme imkanlarını başka zeminlerde tartışmaya başlamak, ismin kirlenmesini önlemesinin yanı sıra başka bir şeye daha imkan sağlayacak. 10danSonra’nın mevcut sınırlarını aşan, başka siyasal çevre, grup ve insanlarla bir arada yol yürümenin imkanını sağlayacak. Bir arada yol yürüyebilmek için eşitlenmek gerekiyor. Sırf bunun için bile bu ismi bırakmak gerekiyor.
Erken seçime gitme durumunda adres neden HDP içinde çalışma olmalı
Erken seçim olasılığına vereceğim cevap YaSonrası için düşündüğüm şeylerin bir özütü gibi. Analizler, alınan oylar, oyların alındığı bölgeler ve seçmen karakteristiği ortada. 10danSonra’cıların 10danSonra olarak değil, HDP içinde bulunarak doğrudan, dolaysız ve organik bir başarı sağlayacağı çok açık. %13 almış, hemen her sandıkta (hedef kitlemizin sandıkları bunlar)eşit oranda oy artırmış bir partinin, yerel çalışma, forum ve benzeri araçlar üzerinden değil, bizzat merkezi bir inisiyatif, Demirtaş ve HDP’nin politik duruşu üzerinden bir başarı sağladığı da çok açık. 10danSonra gibi kendisini sosyal medya ve sokakta kanıtlamış, oldukça yaratıcı ve yetenekli gönüllülere sahip bir inisiyatifin seçimde doğrudan bir katkısı olması ve organik olmayan o %25’lik kesimi muhafaza etmesi için çok daha meşru, kabul görmüş olduğu su götürmez olan HDP çatısı altında yer alması gerekiyor.
Madem sorumluluğumuz sandıktan büyük o zaman soyunalım, vicdanımızla değil aklımızla hareket edelim.
Bunu tarihsel bir sorumluluk olarak da görmek gerekiyor. 10danSonra’nın kendisini ve çevresini örgütlemesinden çok daha büyük bir sorumluluk. Rüştünü ispatlamış bir inisiyatifin, dışarısında kalan nice toplumsal muhalefet bileşenine yeni bir üç ay boyunca yan yana ve parti içinde çalışmak gerektiğini söylemesi, toparlayıcı ve kurucu olması gerekiyor.
10danSonra ismini, cismini muhafaza ettiği sürece, 10danSonra’lılar bu topraklarda nefes aldığı sürece geçmişte ne yaşadıysak bir benzerini yaşamaya mahkumuz. İki aydır bir arada bulunulan, zaman içerisinde uzlaşılacak yığınla fikir üretilmiş, paylaşmış olsa bile bin benzemezin iki başlıkta bir araya geldiği bir inisiyatif 10danSonra. Daha cümlenin başında, hadi devam ediyoruz denildiğinde kopanlar olacak. Tamam, olsun, kalan sağlarla başka bir isimle devam edilmiş olsun. Ancak, bunun yolu yöntemi için çok erken değil mi daha. Henüz hiçbir şey net değilken.
10danSonra bir proje olarak devam edemez ancak bir işaret fişeği olarak başka bir maceranın ortaya çıkışını sağlayabilir.
Seçim sonuçları örgütlü toplumsal muhalefetin kucağına düşmüştür. Vaktiyle nasıl Gezi kucağımıza düşmüştü, şimdi de %13’lük seçmen kitlesi. Hadi Kürtler, bırakın bizim oylarımızı, sizin için topladığımız oyların temsiliyeti de sizin olsun dediler, ki demeyecekler, adıyla sanıyla, eşbaşkanıyla proje onların çünkü, %2 diyelim bu seçmen kitlesine, bu elimizde kaldı.
Aksini iddia edebilecek biri var mı, illa çıkacaktır, HDP içerisindeki örgütlü toplumsal muhalefet (kürt özgürlük hareketini dışında tuttuğumuz koşulda) hangi başarıyı kazanmış, hangi kitleleri kazanmıştır da kendini 10-15 milletvekili ile meclise girer bulmuştur. Başarıyı geçtim başarısızlıkla sonuçlanan yığınla deneyimin enkazını mı kaldırmış, kendine çeki düzen mi vermiştir. Tek bir özeleştiri sunmuş, oturduğu koltuğu terk etmiş midir hiç. Hayır. Her şey yerli yerinde. 20 yıl önce kim vardıysa, 10 yıl önce kim vardıysa yine aynı kişiler var, aynı kişiler üzerinden yürüyor örgütlü mücadele. Üstelik başarısızlar. Başarısızlıkları sıklıkla heba olan projeleri, birbirini çürüten öngörüsüz tespitleri ile de tasdiklenmiş durumda. Dahası, komformistler. Hayatlarını sosyalist bireyler gibi yaşamıyorlar. İlişki kurma biçimleri eşitsiz, samimiyetten uzak. Çok dahası var, inanılmaz tembeller. Sabah 7 akşam 7 çalışan işçi sınıfının çalışma disiplininin yanında, her biri başka acayip profesyonel kadrolar olarak kıyas kabul etmez esnek çalışma saatlerine sahipler. Hayattan, üretimden kopuklar, ziyadesiyle sınıfı ve kitleleri anlama düzleminde kurmuyorlar düşünsel üretimlerini ve yine başarısız oluyorlar. Eminim pek çoğu HDP’nin barajı aşacağını bırakın iki ay öncesinden görmeyi, iki gün öncesinden bile görememiş, oy kullanmaya kalkmadan önce sıkı bir “baraj altında bir ülke” kurgulayan yazılar da yazmıştır. Niye, çünkü çok “gerçekçi”ler.
Bir araba dolusu öfkeyi nereye bağlayacağım konusunda tereddütlerim var. Şöyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir tarafta tüm bu başarısızlıklarıyla koltuklarında oturan, partiyi tek bir merkez ve ona bağlı örgütsel organlar üzerinden tarif eden ve bu kültürü/düşünceyi tavandan tabana doğru yayan eski tarz siyaset var, ki bunlar HDP içerisinde. Diğer tarafta iki yıldır başarı üzerine başarı kazanan, HDP’nin dışında duran, ancak seçimde ve ötesinde HDP’yi desteklemeye hazır yeni tarz siyaset var. 10danSonra içerisinde bulunan gönüllülerin en önemli görevi bu yeni tarzı organik olarak HDP içerisine nasıl ve ne koşulda çekebileceği konusunda çözümler öretebilmesi olmalı.
Parti ile üye arasındaki organik ilişkinin nasıl olması gerektiğini bulabileceğimizi düşünüyorum. Çok uzağa gitmeye de gerek yok. Alıp kopyalamadan, sadece gerçekçi bir projeksiyon olması açısından, başarılı bir örnek burnumuzun ucunda, Bakur’da, alınıp incelenmeyi bekliyor.
Yaşam alışkanlıkları değişmeye başlayan insanlar kararsız atomlar gibidir.
Yeniden üretim klasörünü açmamız gerekiyor. Gündelik hayatın, haliyle toplumsal formasyonların yeniden üretiminin nasıl ve ne şekilde kararsızlaşabileceğini ve neler olmazsa sistemin bir şekilde çözüm üretmeye devam edebildiğini 2013 yılı haziranında tecrübe ettik. 15 gün boyunca büyüklüğü okyanuslar aşan bir meydanı işgal ettik, engin bir mücadele deneyimi kazandık. Ne var ki, sokağa atılan çöpler ertesi gün toplanmaya, kırılan bardağın yerine yenisi koyulmaya, bir yerden bir yere insanları taşıyan toplu taşımalar kent sokaklarını turlamaya devam etti. Bu süreç hiç kesintiye uğramadı. Sabah Clark Kent akşam Superman yanılsaması içindeki yığınla insan vicdani tatminlerini yaşadılar ve evlerine geri döndüler. Kendilerine bir ömür yetecek duygusal ve fiziksel boşalmayı da yaşayarak.
Uzun süredir, farklı mücadele alanlarında yürütülen bağımsız çalışmaların neden bir şekilde yatağında akıp derin yarlarda birleşecek kollar oluşturamadığını analiz etmeye çalışıyorum. Kent hakkı, ekoloji, özgürlük ve demokrasi mücadeleleri genellikle akan dereler gibi değil, vahalar, göller gibi ortaya çıkıp gelişiyor. Birbirleriyle bağlantılı olmaları gerekmiyor. Başka bir yerde başka bir mücadele alanının olması yeter motivasyon olarak görülüyor. İşte bu yüzden, merkezi, üst bir aygıta ihtiyaç duyulmuyor. Ancak, sürekliliğini sağlayacak sınıfsal bakıştan da yoksun kalabiliyorlar.
Örneğin Caferağa’da bir işgal evi, kendi kendine yetecek şekilde, ülkedeki siyasal atmosferden “görece” bağımsız olarak kendini uzun bir süre devam ettirebiliyor. Ya da, Yırca’da, Karadeniz’de sürdürülen mücadele deneyimleri kendi başına bir başarı hikayesi yaratabiliyor. Kadın cinayetlerine karşı toplumsal tepki çığ gibi büyüyüp kurumsal yapılar üretebiliyor, mücadele alanını genişletebiliyor, ancak, hemen hepsi, bir bağ oluşturma noktasında yapısal açmazlara düşüyorlar. Birken iki, iki iken üç olmaları için zorlama çabalar gerekiyor. O kendiliğindenci hafiflik bir türlü ortaya çıkmıyor.
Halbuki ekonomik talepler üzerinden başlatılan ve yürütülen sınıf eksenli mücadele benzersiz ve öngörülemez sonuçlar doğuruyor. Bunun neden böyle olduğunu burada açmak oldukça zahmetli olacak ama böyle, biliyorsunuz nedenini. Yani, büyük bir fabrikada ya da plazada başlayan çalışma koşullarına yönelik ya da ekonomik talepler içeren bir deneyim kısa sürede başka ve benzer işyerlerine sıçrayabiliyor. Ama, ortada merkezi bir irade olmadığı için de çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. İşte HDP, bana göre, ülke tarihi boyunca elimize çok az geçmiş bir fırsatı tekrar sunuyor bize. Bu fırsatı kaçırmadığımız koşulda, yeniden üretim klasörünü açarak, o kararsız atomların yaşam alışkanlıklarını değiştirme yönünde önümüz açılacak.
Bu tartışmayı genişleterek HDP içinde etkin bir pozisyonda bulunabilmenin yolu kendini feda etmekten geçiyor.
Parti içi faaliyetin ne kadar sıkıntılı olduğunu da biliyoruz. İçimizdeki pek çok kişi partili bir faaliyetten ziyade bağımsız, özgür bir aracı tercih ediyor. Gezi’den bu yana forumlar üzerinden yığınla özyönetim deneyimi yaşadık ve bu deneyimlerin yeni kapıları nasıl açtığını gördük. Öte yandan, doğrudan demokrasi ve forum kültürünün kendi içinde tanımsız bir iktidar ilişkisi üreterek, forumun sınır çizgisi boyunca dışarısıyla arasına nasıl güvenlik duvarları inşa ettiğini de biliyoruz. Tüm bunları tartışmak gerekecek.
Toplumsal muhalefet siyasetinin yeniden kurulma koşulları karşımızda olanca heybetiyle duruyor ve HDP eşine zor rastlanır bir başarı sonucunda kentli toplumun önemli bir kesiminde kabul görmüş durumda. Partinin kentli sokaklardan çıkarak, kürt varoşları haricindeki diğer varoşlara, işçi havzalarına erişebilmesi için 10danSonra içerisindeki insanların sadece söylem düzeyinde değil, üretim ve örgütlenme aşamasında da katkı sunması gerekecek. Gidip fabrikalarda örgütlenelim demiyorum tabi, bu bağımsız aklımızı parti koridorlarında tartışılır, kabul görür seviyeye çıkaralım, biz bunu zorladıkça, yaptıkça bu aklın başka çevreler tarafından da başka araçlar üretilerek bambaşka mücadele alanlarında sınanacağını göreceğiz.
Öte yandan, bu mücadeleyi parti dışından, partiye bir baskı unsuru oluşturması maksadıyla yapmayı denersek karşımızda olanca heybetiyle eski tarz siyasi aklıyla parti organlarını ele geçiren ve elindeki mevcut milletvekilleri ile o toplantı senin bu forum benim gezinen, giderek kendi içine gömülen, dolayısıyla da dışarıya kapalı bir mekanizma üreten bir parti bulacağız.
Bitmiş Hikaye Bitmeyen Tarih
Kolay değil, partiye girelim dediğimiz koşulda dahi ciddi bir dirençle karşılaşacağız. Böyle bir çarpışmaya üç beş kişi girersek teslim olmamız haftalar sürmeyecek belki de. Öte yandan, bu dirence karşı durabilmenin yöntemleri de var. Sonucu, hedefi belli projeler. Kampanya değil, sürekliliği olan projelerden bahsediyorum. Gücümüzü, enerjimizi dağıtmayacağımız ve sadece birkaç temel mücadele aracını kullanacağımız ortak bir perspektif çerçevesinde üretilen bağımsız, yerel projeler bunlar. O gerçekçi hedeflere ulaşabilmek için de 10danSonra’nın kendisini feda etmesi gerekecek.
Kendisine, projesine güvenen bir yapı, genişleyebilmek, çeşitlenebilmek ve kendi projelerini dönüştürebilmek için başka yapılarla (kişi, kurum vs.) eşit ve mesafesiz bir ilişki içerisine girmelidir. Her yapı, tanımlanabilmek için benzer, eş ya da karşısında bulunan başka yapılara ihtiyaç duyuyor ve tanımlandığı anda kendi sınırını çizmiş oluyor. O noktadan itibaren, tanımlanmış bir yapı olarak kendisini büyütse, geliştirse dahi dışarıya kapılarını kapatıyor ve yapısını yeniden bozmadığı koşulda ister bin, ister milyon kişi olsun, o en başta kaç çeşit değişkene sahipse hep o kadar kalıyor. Sayı arttıkça tahammülsüzleşiyor, çeşitlilik anlamında daralma eğilimine giriyor ve çekirdeğe çökerek çok büyük kütleli karadeliklere dönüşüyor.
Karadeliğe dönüşmek ya da büyük bir patlama ile yeni kozmoslar yaratmak arasında hafif, örsün üzerine düşen tüy kadarlık bir kütle farkı var. Zamanında dönüldüğü takdirde çökmeyeceğimiz de çok açık. O zaman da şu an. 10danSonra, kendisini yeni bir yapının kurucu tuğlası olmak uğrunda feda etmeli, karşıtlıklar üzerinden değil, ortaklıklar üzerinden kurulacak daha çeşitli yeni bir yapıyı tasarlamak için harekete geçmelidir. Kendine, projesine güvenen bir birliktelik, zırhını soyunduğu anda, çevresindeki pek çok birlikteliğin de aynı tavrı göstereceğini görecektir. HDP’yi kitlelerin, emekçi ve ezilenlerin partisi yapabilmek için o tavrı gösteren kalabalıklara ihtiyaç duyacağız. Yoksa, Syriza’nın kısa süre sonra yaşayacağı o acı tecrübeye benzer şekilde 80 milletvekiliyle bir umudu meclise sokan insanların gözünde koca bir hayal kırıklığı projesi olmanın payımıza düşen sorumluluğunu tadacağız.
Başlarken önermek adına;
Aklımdan geçen, kapsamlı bir çağrı ve davetin ardından, tartışma içerisinden çıkan sonuçların herkesi kesen, ortak bir perspektif sunmasıdır.
Bu perspektifi şu şekilde özetleyebiliriz.
- Gönüllüler bulundukları yerlerde HDP’den bağımsız ancak HDP’nin politik ve örgütlü olarak destek sunacağı şekilde özyönetimler kurmaya / var olanları büyütmeye çalışacaklar.
- HDP’nin Türkiye partisi olmasının en önemli politik karşılığı olarak “Barış” mücadelesinin merkezi olarak kurgulanıp, sürdürülmesi.
- Çalışma koşulları ve ekonomik talepleri içeren mücadele (Güvencesiz çalışma, fazla mesai, asgari ücret, kıdem tazminatı vs.)
- Ülkenin en önemli sorunu olarak görülen işsizlik karşıtı mücadele. Spesifik olarak genç okumuş işsiz kesim.

